Büyüleyici Japonya! Bölüm 1 – Ulaşım ,Konaklama, Yeme/İçme

Merhaba,

2018 yılının Ağustos ayında ben ve eşim Ertan 10 günlük bir Japonya seyahatine çıktık.

Japonya anılarımı zihnimde her daim canlı tutabilmek için yazdım. Zihnimin bu anıları unutmasına izin vermemek için ve belki birileri de yararlanır diye blogda paylaşmaya karar verdim. Bunun içindir ki bu blogda Japonya yazısını çok detaylı bulacaksınız.

Gezdiğim bir yeri, tüm sevdiklerimin de görmesini ilk defa bu kadar çok arzu ediyorum.

Japonya anılarımızı üç bölüm halinde göreceksiniz. İlk bölümde nasıl ulaşım sağladığımızı, nerelerde konakladığımızı ve neler yiyip içtiğimizden bahsettim. İkinci bölümde nereleri gezip gördüğümüzü anlattım ve son bölümde gözlemlediğimiz kadarıyla kültür ve yaşam hakkında dikkatimizi çeken konulara değindim.

Keyifli okumalar.

  1. Ulaşım
  2. Konaklama
  3. Yeme/İçme

Nerelerden nerelere nasıl gittik?

  • Uçak bileti

Uçak biletimizi 4-5 ay öncesinden epey araştırarak Asiana Airlines’ten Seul aktarmalı aldık. İzmir’de ikamet ettiğimiz için ayrıca İzmir-İstanbul bileti de alarak riske girdik ama uçuşlar arası süreyi uzun tutarak riski azaltmaya çalıştık. Şükür ki bir problem yaşamadık.

İzmir – İstanbul – Seul – Tokyo – Seul – İstanbul – İzmir uçuşlarını sırayla gerçekleştirdik. Bu uçuşlar için iki kişi toplamda 5600 TL (Nisan 2018) ödedik.

İstanbul’dan Seul’e olan uçuşumuz yaklaşık 10 saat, Seul’den Tokyo’ya olan uçuşumuz ise 2 saat sürdü. İkramlar ve çalışanların güler yüzlü hizmeti sayesinde bu süre zor geçmedi.

ezgif.com-video-to-gif

Bu arada bu bileti alırken esas hedefimiz Seul – Tokyo aktarmasını iptal ederek iki gün Seul’de vakit geçirmekti. Ancak bağlantılı uçuşlarda bir uçuş seferi kullanılmadığında sonraki biletlemelerin iptal olduğunu öğrendik ve doğrudan Japonya’ya gittik.

Seul’de olan uzun beklemede Incheon Havaalanını keşfe çıktık. Hatıra için video çekilebilen kiosklarda video çektik.

  • Havaalanı ulaşımı

Narita Havaalanından merkeze tek biniş tren bileti (Narita Airport – Ueno Station) 2470 yen 41 dakika (daha uygun seçenekler var fakat daha uzun bekleme, yolculuk süresi uzun ve sıkışık) , biz 72 saatlik Tokyo Subway bileti ile kampanyalı Keisei Skyliner 3500 yene aldık. İnternet üzerinden ödeme yaparak bileti aldık, Narita havaalanında biletimizi teslim aldık.

http://www.keisei.co.jp/keisei/tetudou/skyliner/us/value_ticket/subway.php

Haneda Airport’a ulaşım

JR Pass geçerli olduğu için Monorail kullanarak merkezden havaalanına ulaşım sağladık. Monorail, yüksek binaların hizasından geçen karayolunun metrelerce üzerine inşa edilmiş tek raylı bir tren. Dönüşte çevreyi yukarıdan izleyerek Japonya’ya veda etmek için güzel bir seçenek.

  • Tren bileti – JR PASS

Japonya’da tek bir şehir değil, Kyoto, Osaka gibi şehirleri de gezebilecek zamanınız varsa kesinlikle bu bileti almalısınız. Ekonomik olarak hiç de ucuz olmayan Japon hızlı trenlerine sınırsız biniş imkanı sağlayan bu bilet, turistlerin kurtarıcısı.

7 günlük 29.110 yen. Bu site üzerinden bilet alınca ertesi gün kargo geliyor. Kargo ile gelen biletleri Japonya’ya gidince aktifleştirmek istediğiniz tarihte JR PASS ofisine giderek gerçek bilet ile değiştirilmesi gerekiyor. JR Pass, sadece shinkansen trenlerde değil yerel trenlerde de geçerli.

http://www.his-japanrailpass.com/

  • Metro bileti

24(800 yen), 48(1200 yen) ve 72(1500 yen) saatlik bilet seçenekleri var. Tüm Tokyo Metro ve Subway hatlarında geçerli. Gitmek isteyebileceğiniz her noktada durak olduğunun garantisini verebilirim. Ayrıca sıcak bir tarihte gidiyorsanız metronun içerisi de buz gibi oluyor. 🙂

subway

72 saatlik Tokyo metro bileti

Fiyat ve seçenekler hakkında bilgi almak isterseniz aşağıdaki linke tıklayın.

https://www.tokyometro.jp/en/ticket/travel/index.html

  1. Konaklama
  • Tokyo – Bunka Hostel

Hostel, Tokyo’nun popüler turistik yerlerinden olan Asakusa’da. metro hattına, tapınaklara yakın, alışveriş ve restoranların olduğu bölgede. Bunka Hostel’de 4 gece için iki kişi toplamda 868 Türk Lirası (Ağustos 2018) ödedik.  Bu ücret Tokyo için en ucuzuydu. Otel rezervasyonumuzu Agoda üzerinden yaptık. Genelde Booking kullanırdık ama Agoda üzerinde daha düşük fiyat olduğu için onu tercih ettik ve herhangi bir problem yaşamadık.

Geniş bir yatakhanede yaklaşık 30 civarı yatak vardı. Yataklar kutu biçimindeydi ve her yatağın girişini örten perdeler vardı. Yatakhane yapışık ranzalardan oluşuyor ve yataklar ahşap bölmeler ile birbirinden ayrı. Bu sebeple misafirler dikkat etse de takırtı vb sesler çok fazla oluyordu. Kullanım için terlik ve havlu veriliyor. Banyo ve tuvaletler ortak fakat her daim çok temiz.  İstediğiniz takdirde her gün nevresim ve havlu değişikliği yapılıyor ve yatakhane her gün temizleniyordu.

Odalar uygun sıcaklıkta tutuluyordu ancak perdeyi açarak yatağı havalandırmak gerekebilir. Kaldığımız 96 saat boyunca klimanın bir saniye bile kapalı olduğunu görmedik. Kişiye ait kilitli dolaplar var, özel eşyalar burada güvenli şekilde korunabiliyor. Check out sonrası bagajlarımızı ücretsiz hostelde bırakabildik. Ortak kullanım için geniş bir alan yoktu, kafe sadece sipariş veren müşteriler içindi. Kafede kahvaltı ve geleneksel yemekler servis ediliyor. Kahvaltı 500 yen (7.00 ile 10.00 saatleri arasında 20 kişi ile sınırlı).

IMG_7879
0.5m x 1m x 2m = 1 m³’lük odam

Bunun haricinde hostel misafirleri için küçük bir mutfak vardı. Buzdolabı, birkaç mutfak eşyası masa sandalye bulunuyordu. Fakat pek rahat olmadığı için biz oturmayı tercih etmedik.

  • Kyoto – M’S Est Hotel – Karasuma

Bu hotelde 4 gece kaldık, iki kişilik oda için 660 Türk Lirası ödedik. Otelin ödemesini gitmeden 2 ay önce internet üzerinden yapmıştık.

Otelimizin yeri merkezi, Nishiki Market’e yakın yerdeydi. Kyoto Tren İstasyonu’na iki durak mesafede, biz sadece bir kere metro kullandık, diğerlerinde yürüdük. Yürüyüş süresi 20-25 dakika. Odamız küçüktü fakat temiz ve konforluydu. Banyoda diş fırçası, macunu, tarak, jilet, pamuk, kulak pamuğu, terlik ve gece giyilmesi için yöresel pijama mevcuttu. Su ısıtıcı ve yeşil çay mevcut, aynı zamanda her gün mini buzdolabına 2 adet 555 ml su bırakıldı. Odamız her gün temizleniyor ve kullanılan eşyalar temizleri ile değiştiriliyordu.  Banyo ve tuvalet oldukça teknolojik ve konforluydu. Otelin restoranı yok fakat içecek için otomat var, ürünler dışarıdaki otomatlar ile aynı fiyata satılıyor. Otelde çamaşır ve kurutma makinesi var. 200 yen karşılığında (5kg limitli) 30 dakika süreli çamaşırlarımızı yıkadık ve 100 yen karşılığında 30 dakikalık kurutma makinesinde kuruttuk.

Otel 10 katlı ve odası sayısı fazla olmasına rağmen çok sakin ve sessizdi. Çalışanlar her yerde olduğu gibi burada da güler yüzlüler ve yardımcıydılar. Check out sonrası bagajlarımızı otelde bırakabildik.

  1. Dünyaları yedik!

Uçakta neler yedik?

Türk Hava Yolları dışında uçtuğumuz yurt dışı uçuşlarımızda yemekler konusunda biraz endişeli oluyoruz. Ancak Asiana Airlines menülerinde Güney Kore yemek kültürünü lezzetli bir şekilde yansıtıyormuş. Bu sebeple bu bölüme uçakta tattığımız Güney Kore lezzetlerine de yer vermeden edemedik.

bibimbap
Güney Kore’nin geleneksel lezzeti olan bibimbap’ı tattık

İstanbul – Seul uçuşu

Yolculuğumuza İstanbul’dan Seul’e uçarak başladık. 10 saatlik yolculuk süresinde 2 öğün yemek ve sınırsız içecek (sıcak/soğuk, alkollü/alkolsüz) servisi yapıldı. İlk öğünümüzün ana yemek seçenekleri köfte ve Güney Kore’nin (Asiana Airlines Güney Kore firması) geleneksek yemeklerinden biri olan ‘bibimbap’tı. Biz iki seçeneği de yiyebilmek için birimiz köfte diğerimiz bibimbap istedik. Bibimbap için et ve sebzeler bir kapta pilav iste ayrı bir kapta servis edildi. Verilen tarife göre susam yağı ve acı biber salçasını kullanarak tüm malzemeleri tek tabakta birleştirdik. Yanımızdaki korelilerden de ufak tüyolar aldık. Bibimbapın yanında miso çorbası, tofu ve zencefil turşusu vardı. Yan yiyeceklerin tatları damak zevkimize pek uygun olmasa da bibimbapı afiyetle yedik. Köfte menü ise sıradandı.Ama yanındaki elmalı tart iyi geldi.

İkinci öğün ise kahvaltı menüydü, omlet, ekmek, tereyağ ve meyve yedik. Her yemek sonrasında siyah çay, yeşil çay ve kahve servisi yapıldı. Öğünler haricinde saatte bir su ve portakal suyu servisi yapıldı.  Bunların haricinde istenilen her an alkol ve yanında çerez servis edildi.

Seul – Tokyo uçuşu

Seul’den Tokyo’ya olan uçuşumuz yaklaşık 2,5 saat sürdü. Tek öğün yemek yedik. Tek çeşit menümüzde soslu kızarmış tavuk vardı.

Tokyo – Seul uçuşu

Tokyo’dan Seul’e dönüş uçağımız sabah 06.10’daydı. Yine 2,5 saatlik süren yolculuğumuzda tek çeşit ve tek öğün yemek vardı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen menümüz pilav üstü et kavurmaydı. Uçuş öncesi sandviç yediğimiz için bu menü çok üzmedi. Seul’den İstanbul’a olan uçuşun daha konforlu ve iyi olacağını düşündüğüm için sadece yanındaki tatlı ve meyveler ile idare ettim. Tabii bu söylediklerim sadece benim için geçerli, eşim günün her saati her yemeği yiyebildiği için benim ana yemeğim de dahil hepsini mideye indirdi.

Seul – İstanbul uçuşu

ssmbap
Güney Kore’nin bir diğer geleneksel lezzeti olan ssambap’ı da tatmadan dönmedik

Seul’den İstanbul’a olan dönüş yolculuğumuzun süresi yaklaşık 12 saatti. İkramlarda 2 tam öğün ve 1 ara öğün servisi yapıldı. İlk öğünümüzde iki seçenek bulunuyordu, haşlanmış tavuk ve Güney Kore’nin geleneksel yemeklerinden biri olan ‘ssambap’. Uçuşumuz sabah saati olmasına rağmen kahvaltı menü verilmediği için yine hayal kırıklığına uğramıştım. Gidiş uçağımızda yaptığımız gibi yine birimiz tavuk, diğerimiz ssambap aldık. Ssambapı, verilen tarife göre çeşitli sebze yapraklarının üzerine et, pilav, lahana turşusu ve ezme (bean paste) yerleştirip yedik. Farklı lezzetteki taze yaprakların tadını çok sevdik. Yanımızdaki korelilerden de nasıl yenmesi gerektiğine dair epey kopya çektik.

İkinci öğünümüz tavuk burritoydu.

karides çorbası
kahvaltımız karides çorbası

Gelelim 3. öğünümüze. Artık bu öğün kahvaltı olacaktı, biliyordum. Hostesimiz bütün kibarlığıyla karides çorbası ve omlet seçenekleri olduğunu belirtti. Tabii ki Ertan karides çorbasını istedi, ben de omleti. Hostes, omletin kalmadığını fakat diğer tarafa soracağını söyledi. Ve sonunda yine hüsran, omlet kalmamıştı. Zaten neden kalsın ki! Uçakta onca Türk vardı, karides çorbasını sadece Koreliler ve Ertan (onun da gözleri çekik) içti. Hostes 3 defa karides çorbasını bana vermeyi teklif ettiyse de geri çevirdim ve diğer yan yiyecekler olan meyveli yoğurt, ekmek, tereyağ ve meyve yiyerek bu öğünü de geçiştirdim. Yorgunlukla beraber tüm dönüş yolculuğunda istediğim yemekleri yiyememiş olmak biraz gerginlik yarattıysa da iniş için az zaman kalması tüm motivasyonum oldu.

Tokyo’da neler yedik?

Japonya’ya gitmeden önce sıkı bir çalışma yapıp mutlaka tatmak istediğimiz geleneksel yemeklerin listesini çıkarmıştık. İlk günden itibaren sırasıyla güzel bulduğumuz yerlerde bu yemekleri yiyecektik. Listelediğimiz bu yemekleri yemeden dönmemeye söz vermiştik.

Tokyo’da ilk gün

Tokyo’daki ilk öğünümüz için Shinjuku istasyonunda Food Market’te onlarca ayrı yemek satan standı gezdik. Hepsinin de çok iştah açıcı görünmesine rağmen oturarak yiyebileceğimiz bir yer olmadığı için tatlarına bakamadık. Aklınıza buradan alıp dışarıda bir Japon bahçesi bularak yemeyi geçirdiğinizi biliyorum fakat dışarıdaki sıcaklığı anlatmak mümkün değil. Havanın sıcaklığının 34’ü, nem oranın ise %93’leri bulduğu bir yerde ‘tempura’ları dışarıda yemek işkence olabiliyor.

Sonunda gözümüze fena görünmeyen bir restorana oturduk ve siparişlerimizi verdik. Birimiz soslu balık, diğerimiz tonkatsu istedik. Japonya’daki ilk yemeğimiz olan bu öğün için edindiğimiz deneyim, ‘ne yiyorsan ye, mutlaka höpürdeterek ye!’ oldu. Yemeği gürültülü sesler çıkararak yemek, sevdiğini ve lezzetli olduğunu belli etmek için en yaygın yöntemmiş. Bir restoran düşünün ki herkes bu yöntemle yemek yiyor.:) İlk günler yadırgasak da diğer günler hızla adapte olduk.

Tokyo’daki ilk akşam yemeğimiz için Shibuya’da bir ‘izakaya’yı tercih ettik. Izakaya, Japon meyhanesi olarak biliniyor. Gittiğimiz izakayanın ismi, Maruhachi. Farklı oturma bölümleri mevcuttu, biz bar masası bölümünde oturduk. Buranın haricinde ayakkabı çıkarılarak girilen küçük odalar da vardı.

Japonya’da menüden yemek seçmek epey zor oldu. Bazılarında hiç latin harf yoktu, olanlarda ise açıklamalar çok kısıtlıydı. Maruhachi’de gelen menüde İngilizce açıklamalar olduğu için biraz rahatlamıştık. Ben et söyledim, Ertan da sebzeli ‘rice noodle’. İkisinin de tatları çok güzeldi. Özellikle de etin tadı epey lezzetli ve yumuşaktı. Burada yediğimiz yemekler, biralar ve masa ücreti ile birlikte yaklaşık 3500 yen ödedik.

Tokyo’da 2.gün

Tokyo’daki 2.günümüzde güne hızla başladık ve sabah öğünümüzü atlayarak etrafta gezindik. Öğleden sonra acıktığımızda tavsiye üzerine çok merak ederek gittiğimiz restoran Shibuya yakınlarında ‘Kayikaya’ idi. Ancak gittiğimizde kapalı olduğu için onca yolu geri döndük ve yemeğimizi Asakusa’da hostelimize yakın bir yerde yemeye karar verdik.

tempura.jpg

Ben sebzeli ve etli noodle söyledim, Ertan ise birçok alternatifin yer aldığı kapsamlı bir set menü söyledi. Menü içerisinde tofu, tempura, taze (çiğ) ton balığı, et şiş, yeşil soya fasulyesi (endamame) vardı.  5 farklı tempura çeşidi geldi, patlıcan, balık, karides, mısır ve patates vardı.  Yemeklerin tadı güzeldi fakat biz tempurayı fazla yağından dolayı sevemedik. Masa ücreti ile birlikte yemeklerimize ve biraya yaklaşık 3000 yen ödedik.

Tokyo’da 3.gün

Tokyo’daki 3. günümüzü festival günü ilan ettik ve 3 farklı festivale katıldık.

andersen
Andersen Bakery’den aldığımız pasta ve çörekler

Yoğun geçecek programımız öncesinde enerji depolamak için kahvaltı öğününde Fransız hamur işine başvurduk. Öğleden önce planımızda yer alan Ueno istasyonuna gittik ve burada bulunan Andersen Bakery’e oturduk. Tuzlu ve tatlılardan seçerek toplam 5 parça hamur işi ve 2 içecek için 1500 yen ödedik. Japonların pastaneleri de teknolojiyi kullanıyor. Tepsiye koyulan ürünler bir kamera ile otomatik olarak tespit edilerek ürün listesi ve ücreti ekrana yansıtılıyor.

3.gündeki akşam yemeğimizi Roppongi Hills’te yer alan Obon Festival alanında yedik. Bu alanda birçok yemek ve bira standı vardı, biz de kokusu en cazip gelen tezgahın sırasına hemen geçtik. Deniz mahsullü noodle, kızarmış tatlı patates, kuzu şiş, kuzu sosis ve biralarımızı alarak geniş çim alanda kendimize güzel bir yer bulduk.  Aldıktan sonra Çin mutfağına ait stant olduğunu fark ettik, yediklerimizin tadı fena değildi. Festival alanı güzel ve eğlenceli olduğu için yemeklerimizi de keyifle yedik. (Benim daha yudum alınmamış biramı çime dökme anım hariç )

Tokyo’da 4.gün

Bugün Tokyo’ya veda günümüz. Eşyalarımızı toparlayarak Kyoto’ya geçmek üzere Ueno İstasyonuna gidiyoruz. Benim için Ueno istasyonu = ANDERSEN 🙂 Hemen içeri girip kendimi onlarca çeşit pastaya teslim ediyorum.  Japon mutfağının çok çeşitli ve lezzetli olduğunu tabii ki kabul ediyorum fakat yıllarca alıştığım kahvaltı düzeninde Asya mutfağına yer veremiyorum.  Bu sebeple bu fırınlar kahvaltılarım için kurtarıcı oldular.

Kyoto’da neler yedik?

Kyoto’da ilk gün

unagi
unagi ♥

Akşamüzeri Kyoto’dayız. Yemek listemizi şöyle bir kontrol edip bu akşam unagi (pilav üstü yılan balığı) yemeye karar verdik. Nishiki Market civarında dolaşırken epey geleneksel görünen bir restorana girdik. Menüye göz attık, fiyatlar Tokyo’da yediğimiz yemeklere göre daha yüksek fakat yılan balığı zaten pahalı bir yemek. Restoranın ortamı, yılan balığının pişirildiği epey hacimli ızgara bize güven verdi ve siparişlerimizi söyledik. Ben unagi, Ertan da yılan balığından suşi istedi. Yanına da gelmişken denemek istediğimiz, Japonya’nın meşhur içkisi sake söyledik. İkimizin de yedikleri çok lezzetliydi fakat yılan balığından suşi gönlümü fethetti. Tekrar Kyoto’ya gitsem yine o restoranı bulup o suşiyi yerim. Sake’nin sunumu ilginç, fotoğrafımızda yer verdik. Tadını ben pek sevemezsem de Ertan bayıla bayıla içti. Sakenin tadı beyaz şarabı andırıyor ama şaraba göre biraz daha ağır bir içki diyebiliriz.

Kobe

kobe
hayalleri süsleyen ‘Kobe Beef’

Kyoto’da konaklamamızın 2.gününde akşam programımızı gelmeden hayali kurduğumuz ‘Kobe Beef’  yemeye ayırdık. Kobe etini çoğunluk biliyordur, ama kısaca bahsedecek olursam, Japonya’nın Kobe bölgesinde yetiştirilen sığırlardan elde edilmektedir. Bu sığırlara gösterilen özen etin fiyatını belirliyor. Yağ tabakasının etin içine nüfuz edebilmesi için sığırlara düzenli olarak masaj yapılıyor ve bolca bira içiriliyor. Bu da ette mermer görüntüsü oluşmasını sağlıyor. Pişirildiğinde ise dokusunu anlatmak için lokum benzetmesi bile yetersiz kalabilir.

Biz buralara kadar gelmişken Tokyo’da, Kyoto’da değil de Kobe’de yemeyi tercih ettik. Kobe’de her yer Kobe eti satan restoranlarla dolu. Seçim yapmak epey zor, özellikle de fiyatları görünce. İnternetten yaptığımız kısa araştırmaya göre en yüksek puanı alan ‘Steakland Kobe’ restoranına gittik. Hem ortamı hem de lezzetini tarif etmek mümkün değil, bu aşamada fotoğraf ve videolardan destek alıyoruz.

ezgif.com-video-to-gif (1)
Her izlediğimde ağzımın yeniden suyu akan şu videoya bakın!

Yine farklı iki sipariş verebilmek için ben özel Kobe eti menüsünü, Ertan ise deniz mahsulü ilave olan menüyü söyledi. Izgaranın çevresinde masalar var, seçtiğiniz menü önünüzde pişirilerek servis ediliyor. Artık sonrası şefin şovuna kalmış.

Japonya’ya giden herkese burayı gözüm kapalı tavsiye ederim. Gerekirse iki gün yemek yemezsiniz veya alacağınız hediyeliklerden vazgeçersiniz. 🙂

  • Osaka

Kyoto seyahatimizin 3.gününü Nara ve Osaka’ya ayırdık. İlk plan Nara’ya gitmekti. Giderken Kyoto istasyonunda bulduğumuz bir Fransız fırına uğrayıp kahvaltımızı yine o çok sevdiğim tatlı ve tuzlu çöreklerle yaptık. Tatları güzeldi fakat bir Andersen (Tokyo’da Ueno istasyonunda oturduğumuz fırın) değil tabii ki.

Nara’yı gezindikten sonra akşam yemeği için Osaka’ya geçtik. Burada yine yemek listemizde yer alan ve Kansai bölgesinde yenmesi tavsiye edilen ‘okonomiyaki’ (Japon pizzası) yedik. İnternetten faydalanarak bulunduğumuz yerin yakınlarında yüksek puan almış olan ‘Kiji Restaurant’a girdik. Küçücük bir alanda 4 adet masa ve ızgara çevresinde oturulacak yer vardı. Her masanın da ortasında yine ızgara vardı. Küçük alanda bir de sırada bekleyenler oturuyor. Kalabalığı ve salaş ortamı görür görmez sırada beklemek için bir tabureye oturduk, burada güzel şeyler yiyeceğimizi gelen kokudan anlamıştım.

Henüz masa sırası bize gelmeden menü geldi, sipariş vermemiz için. Ama latin alfabesinden tek bir karakter yok. Hatta Ertan elinde menüyü ters tutuyormuş, haberimiz yok . İnternette yapılan yorumlardan etli ve deniz mahsullü olan okonomiyakinin güzel olduğunu öğrendik ve onları söyledik.

IMG_2711
Kiji Restaurant, Osaka

Çalışanlar, yabancı olduğumuzu ve Türkiye’den geldiğimizi öğrendiklerinde çok sıcak karşıladılar. Restoranın duvarlarında yazılar ve fotoğraflar vardı, yanımızda sadece vesikalık resimlerimiz olduğu için bunları astık. Ve  Türk parası üzerine ismimizi ve tarihi ekleyerek buraya gelişimizi ölümsüzleştirdik.

okonomiyaki
Deniz mahsullü ve biftekli okonomiyakiler

Okonomiyakiler masamızın ortasındaki ızgarada servis edildi. Okonomiyaki, mücver hamuruna benzer bir harç ile oluşturuluyor. Malzemeler çeşitlendirilebiliyor ama üzerine Tokatsu sosu olmazsa olmazı. Unutulmayacak bir lezzet olmasa da yediklerimizi ve restoranı güzel anılarımıza ekleyerek ayrıldık.

4.gün – Kyoto

Kyoto’daki 4. günümüzü Bambu Ormanlarına (Arashiyama Bamboo Grove) ayırdık. Kahvaltı için yol üzerinde gördüğümüz bir marketten Japonya’ya özgü yemeklerden alıp, bir parkta yedik. Japonya’daki en büyük eğlencelerimizden biri market gezmekti. Her markette yüzlerce sıcak ve soğuk günlük hazırlanmış yiyecekler var. Suşi, tempura, ramen, unagi, gyoza (Japon mantısı) vb. yiyeceklerin bazıları sıcak satılıyor, soğuk olanlar ise market içinde bulunan mikrodalgada ısıtılabiliyordu. Biz de bu sabah için tempura ve gyoza tercih ettik. Tempuraya çok alışamadığımız için yine pek sevemesek de gyozanın tadı güzeldi.

IMG_2782.jpg

Ormanı gezdikten sonra ise Sanjo Dori’de gezerken gördüğümüz güzel bir butik pasta dükkanına girdik. Menü yine bizi şaşırtmadı, anlamadığımız bir sürü şekilden oluşuyordu. Resimlerden anladığımız kadarıyla ve görevliden aldığımız Japonca destek ile siparişimizi verdik. Soğuk kahve, soğuk çay ve tart tabağı söyledik. Arada bir geleneksel tatlara ara vermek benim de hakkım. Tartların tatları enfesti, damağımda kaldı.

Yeterince dinlenip klima soğuğu depoladığımıza emin olduktan sonra kendimizi sıcak sokaklara tekrar attık ve otele doğru geze geze gittik.

Yenmeden dönülmemesi gereken yemekler listemizi kontrol edip ‘ramen’i seçtik. Otelimizin hemen yanında küçük ve kalabalık bir ramen restoranı vardı, günlerdir gözetleyip gelelim diyorduk, o gün girdik içeri. Siparişimizi otomattan (vending machine, Japonya’da epey yaygın) seçip ödeme yaptık. Akşam suşi de yemek istediğimiz için bir porsiyon ramen aldık. İki yanımızda da ramen höpürdeten Japonlar vardı, artık alışkındık tabii bu duruma.

ramen
Buram buram şifa kokan ramen

Ramen, domuz eti suyunda noodle, mantar, yeşil soğan, domuz eti ve haşlanmış yumurta ile servis edildi. Kokusu biraz ağır, ama şifa kokuyor sanki. Ertan, tadını bizdeki kelle paça çorbasına benzetti. Lezzeti sevilecek, hatta alıştıktan sonra müptelası olunacak cinsten. Ramenle ilgili önemli bir ipucu, höpürdetmeden yemenin imkânı yok.

Bu yemeğin üzerine otele gidip biraz dinlendik. Akşam yemeği için yine attık kendimizi sokaklara. Nishiki Market çevresinde daha önce belirlediğimiz suşi restoranına gittik.

ezgif.com-video-to-gif (2)
Kaiten suşi restoranı

Seçtiğimiz yer, kaiten suşi restoranıydı yani konveyör bant üzerinde çeşit çeşit suşi tabakları geçiyor, siz istediğiniz tabağı önünüze geldiğinde alıp yiyorsunuz, tabakların desenlerine göre fiyat değişiyor, yediğiniz tabaklar birikiyor, çıkarken ödemeyi de bu tabaklar üzerinden hesaplıyorlar. Harika bir sistem. Ben suşi yemek için çok hevesliydim, çünkü Türkiye’de yediklerimin daha lezzetlisini bulacağıma emindim. Fakat benim Türkiye’de yediklerim içinde çok az deniz mahsulü olan suşilerdi, Japonya’da böyle olur mu, asla olmaz. Ben bu kadar büyük parçalarda deniz mahsulü tüketemesem de Ertan oturduğumuz masanın hakkını verdi. Tek başına 8 tabak biriktirdi, ben sadece bazılarının tadına bakabildim.

suşi.jpg

Masamızda suşinin yanında tüketebilmek için yeşil çay ve sıcak su alabileceğimiz bir musluk bulunuyordu. Yeşil çay, toz halinde bulunuyor, bardağımıza tepeleme bir çay kaşığı kadar atıp üzerine sıcak su aldık. Tadı güzeldi, suşiyle de güzel gitti.

Hem Tokyo’nun pahalı olması hem de Tokyo’da gezindiğimiz bölgelerin daha turistik olması nedeniyle yerel yemek deneyimlerimizi daha çok Kansai bölgesinde (Kyoto-Osaka-Nara) edindik ve pişman olmadık.

Büyüleyici Japonya’nın ikinci bölümü için tıklayınız.

Reklamlar

Büyüleyici Japonya! Bölüm 1 – Ulaşım ,Konaklama, Yeme/İçme” için 4 yorum

Kendininkini ekle

  1. 10 gün için gayet dolu dolu bir seyahat planı hazırlamışsınız, benim de katkım olabildiyse ne mutlu :)) Asakusa’da kalmanız da çok iyi olmuş, hele ki samba ve yosakoi festivallerine denk gelmek büyük şans! Kobe sadece beef için gitmeye pek de değmeyebilir, ama az daha devam edip Himeji kalesini görmek çok güzel olurdu (bir dahaki sefere). Tokyo’dan da yine günübirlik Kamakura/Yokohama gezisi yakışır. Tekrar gitmek için sizlere yeni sebepler…

    Liked by 1 kişi

    1. Mutlaka tekrar gitmek isterim. Önerilerinizi bir dahaki sefere gerçekleştirmeyi umuyorum.
      Japonya seyahatimize olan büyük katkınız için teşekkür ederiz. Tespitleriniz ve anlatım biçiminiz kitaplarınızı bir çırpıda okumamızı sağladı. Sıradaki kitabınızı merakla bekliyoruz:)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: